Bir kitabın dünyaya gelişi çoğu zaman romantik bir hikâye gibi anlatılır. Yazar masasının başında sabaha kadar oturmuş, kahve fincanları birikmiş, kelimeler birbirini doğurmuş, cümleler büyümüş ve sonunda bir kitap ortaya çıkmıştır. Bu anlatı doğrudur, ama eksiktir. Çünkü yayıncılık dünyasında bir metnin kitap olabilmesi için yalnızca yazılmış olması yetmez. Önce başka bir kapıdan geçmesi gerekir.
Edebiyatın değil, sistemin kapısından.
Ve o kapının üzerinde bir kelime değil, bir sayı yazar.
ISBN.
Bir yayınevine sabah erken saatlerde girdiğinizde, o mekânın kendine özgü bir ritmi olduğunu fark edersiniz. Duvarlarda kitaplar, raflarda dizilmiş sırtlar, masaların üzerinde yarım kalmış dosyalar, bilgisayar ekranlarında açık bırakılmış metinler… Ama bütün bunların arasında görünmeyen başka bir şey daha dolaşır. Henüz kitap olmamış fikirler.
Yayınevleri biraz da fikirlerin bekleme salonudur.
Bazı dosyalar içeri girer ve kitap olur. Bazıları ise bir süre masaların üzerinde oyalanır, editörlerin kalemlerinden geçer, birkaç toplantıya katılır ve sonra sessiz sedasız ortadan kaybolur. Yayıncılık dünyasında kaybolan dosyaların sayısı basılan kitaplardan her zaman daha fazladır.
Ben her sabah yayınevinin kapısını açtığımda ilk olarak o bekleyen dosyalara bakarım. Çünkü her dosya küçük bir ihtimal taşır. Ama yayıncılıkta ihtimal tek başına yeterli değildir. Bir metnin dünyaya çıkabilmesi için bir kimliği olması gerekir.
İşte ISBN tam burada devreye girer.
ISBN, kitapların uluslararası kimlik numarasıdır. Ama buna yalnızca bir numara demek, onun yayıncılık içindeki rolünü biraz küçültmek olur. Çünkü bu sayı aynı zamanda kitabın dünyaya giriş bileti, dağıtım ağlarına pasaportu ve kütüphanelerin veri tabanına düşen ilk izi anlamına gelir.
ISBN almamış bir kitap teknik olarak vardır ama dünyada dolaşamaz.
Yazılmış olabilir.
Edit edilmiş olabilir.
Belki kapağı bile tasarlanmıştır.
Ama ISBN verilmeden önce hâlâ bir ihtimaldir.
Bilgisayarın başına geçerim ve yayınevimizin ISBN panelini açarım. Ekranda uzun bir liste belirir. On üç haneli sayılar, sanki küçük matematik heykelleri gibi yan yana dizilmiştir.
Her biri sessizdir.
Her biri bir kitabı bekler.
Yayınevlerinin en tuhaf arşivlerinden biri bu sayı listeleridir. Çünkü bu sayılar bir anlamda henüz doğmamış kitapların boş kimlikleri gibidir. İçleri boştur. Henüz bir kitaba bağlanmamışlardır.
Ama birazdan bağlanabilirler.
Masamdaki dosyaya tekrar bakarım. Editörün notları metnin kenarlarında dolaşıyor. Bir yerde kalemle “burayı keselim” yazılmış. Bir başka yerde “bu bölüm çok iyi” diye bir not var. Bazı cümleler yıldızlanmış. Bazı paragrafların altı çizilmiş.
Metin hâlâ mutfakta.
Ama artık kitap olmaya çok yakın.
Yayıncı burada tuhaf bir role sahiptir. Biraz sezgisel bir okur, biraz muhasebeci, biraz da kader dağıtıcısı gibi davranır. Çünkü o anda verilen karar yalnızca teknik değildir.
Listeden bir sayı seçmek aslında bir kitabın hayatına müdahale etmektir.
Ekrandaki sayılara bakarım.
Hepsi birbirine benzer.
Hepsi matematiksel olarak eşittir.
Ama içlerinden biri birazdan bu metnin kimliği olacaktır.
Bir sayı seçerim.
On üç haneli.
Sisteme kaydederim.
Ve o anda çok küçük ama önemli bir şey olur.
Dosya artık yalnızca bir metin değildir.
Artık katalogda bir yer edinmiştir.
Artık dağıtım sistemleri tarafından tanınabilir.
Artık matbaaya gidecek bir yolu vardır.
Artık bu dünyaya küçük de olsa bir iz bırakma ihtimali vardır.
Birkaç ay sonra kitap basıldığında, kapağın arkasında küçük puntolarla yazılmış o sayı görünecektir. Çoğu okur o sayıyı fark bile etmez. Hatta fark edenlerin çoğu da ne anlama geldiğini düşünmez.
Ama yayıncı bilir.
O sayı bir sabah verilmiştir.
Bir dosyanın kitap olmaya karar verdiği sabah.
Yayıncılık dünyasında bazen en büyük hikâyeler cümlelerle başlamaz. Bazen bir kitabın kaderi bir metaforla değil, bir matematik dizisiyle yazılır.
Ve bütün o hikâye çoğu zaman şöyle başlar:
Bir yayınevinin sabah sükûnetinde,
bir editör masasının yanında,
bir bilgisayar ekranının soğuk ışığında,
on üç haneli küçük bir sayı seçilir.
Ve o sayı artık yalnızca bir kod değildir.
Bir kitabın doğum tarihidir.
